05 Haziran 2007 Salı

Ezberler Bozuluyor !

Halkımızın geçmiş ezberi oldukça kuvvetlidir. Bunu ‘maalesef’ olarak,hayıflanarak söylüyorum aslında! Tepkilerini,haykırışını,susmak istemediği anlarda içinden gelen volkanların patlama sesini,istediği gibi değil de geçmişte nasıl öğrendiyse,öyle dile getiriyor. Yani nasıl mı? Mesela,yıllar yılı büyüklerimiz,bizlere örnek olmak adına,şu kitapları,bu romanları,o yazarları okuyun deyip durmuşlardır! Aziz Nesin’i,Nazım Hikmet’i,Attila İlhan’ı okuyun denmiştir! “-..bak bunlar büyük yazarlar! Aman eyi okuyün bunları!” Ya da daha basit,başka bir örnek,beni gören mahalleden komşular veya akrabalarım: ‘…Yusuf,nassi gidiyor okul?’ derler. Cevap veririm,biraz bıkkınca,yorulmuşumdur okuldan ve okul muhabbetinden: ‘..iyi amca,valla ne olsun devam ediyorum işte!’ Cevabı alan kişi güzel der gibi kafasını sallar,sonra yeni hatırladığı bir şey varmış gibi,ardından soruyu sorar: ‘…haa,hangi bölümdü seninki!’ Belki daha önce on defa söylemişimdir ama olsun bir defa daha cevap veririm,usanma belirtisi göstermeksizin,sevecen bir efendilikle: ‘..Maliye,amca!...’


Hele kitap okuma konusu daha vahim. Çünkü okuyun dedikleri yazarları,aydınları okuyup okuyup,açıldıkça,çevreyi,eleştiriyi,muhalefeti gördükçe ve konuşmaya başladıkça ,o eski cinler hortlamaya başlar: ‘…solcu musun lan sen!’ ‘…komnist mi olacan olum?..’ Acaba diyorum,bu yazarları hangi gerekçeyle övüyorlar! Yoksa,bazıları Mahsun Kırmızıgül’e,bazıları Özcan Deniz’e mi benziyor!...


Mevsim,döne döne,güle oynaya geçiş yapıyor dünyadan. Güneş daha kızıl,ağaçlarda varla yok arası bir neşe;çiçeklenen meyve ağaçlarında ceviz büyüklüğünde şeftaliler,mıcır gibi erikler… Caddeler,sokaklar,sahiller insan kaynıyor. Sevgililer dünyanın anasını satmış da gelmişler! Dert,tasa;o da varla yok arası bir duygu fırtınası! İnsanlar çarşıda pazarda. Fileler doluyor,yer yer boş ellerle,küfürler savuruyor bazı yaşlı amcalar hayat pahalılığına!

Üsküdar’da sahilden az uzakta,balıkçılar çarşısında..: gürültülü balıkçılar,sesten usanmış,yeni sulanmış balıklar,adım adım bir teyze.. zor yürüyor. Elinde,eskiden kalma bir file! Başını örtmüş,çene altından bağlı! Kameraman yaklaşıyor yanına,elinde mikrofonu muhabir,kanal adı okunuyor: bir halka içinde biçimsiz bir ‘yedi’. Neyse,muhabir soruyor: “-.. teyze,nasıl gidiyor alış-veriş,yetiyor mu aldıkların,geçinebiliyor musun..” Teyze sorunun yarısını duymamış bile,önce ‘kekeme’ ağzı oynuyor,sonra,birden patlıyor yetmiş seksen yıllık dudaklarında biriken taş ocakları: “-..Bunlar perişan ettiler bizleri oğul!” Hah diyorum içimden,devam et teyze. Teyze devam ediyor konuşmaya,daha doğrusu gürlemeye “-..bunların yüzünden eve ekmek götüremiyoğ,para yoğ,bişey neyin alamıyoğ yavrum!” etrafında birkaç kara çocuk,gülüşüyorlar kameraya şaklabanlık ederek. Birkaç balıkçı,elleri önlük ceplerinde,kimisi gülerek seyrediyor teyzeyi!

Muhabir mikrofonu teyzeden çekiyor,soruyu soruyor: -‘..peki teyze,seçim geliyor,oyunu kime vereceksin?’

Bir an duraklıyor,teyze,ezbere bir araba bir laf konuştuktan sonra,soruyu cevaplandıracak. Dudakları az kekeliyor yine ve yapıştırıyor cevabını,gözleriyle kamerayı süzerek: “- akp’ye!..”


Bir hikaye anlatılıyordu. Köyde,20 sene evvel bir adam;adı Selim babasını keserle kesecekmiş. Keseri bilemiş,hazırlamış. Babası,Mustafa dayı,uyurken keseri vurmak üzere kaldırmış,tam indirecekken,keser kaldırdığı yerde bir şeye çarpınca,babası uyanıp kaçıvermiş. Neyse bir zaman sonra Selim’in babası ölmüş. Geçenlerde Fatih Kısaparmak’ın ‘Bu adam benim babam’ şarkısını dinlerken duygulanmış,gözleri dolmuş Selim’in. Sofradan içki arkadaşı olan Ömer beye ne demiş : ‘..çok duygulanıyorum,babam aklıma geliyor bu şarkıyı dinleyince yaa!’ Ömer bey gayet ciddi: ‘..la sen babanı doğrayacaktın,şimdi şarkı dinleyince duygulanmak da nerden çıktı,de get zirzop!...’


Adam babasını doğrayacakken,yirmi yıl sonra,bir şarkıyla duygulanıyor! Bizim halkımız işte böyle,kendini adam yerine koymayanlara alakasız bir duygusallıkla yaklaşıyor! Anlamadım bu işi!

Tekrar teyzenin son sözüne dönüyorum. Flashback geliyor: “…oylar akp’ye!..”..

Buz tutuyorum! Ellerim dirseklerimden itibaren uyuştu! Kollarım diken diken! Allah Allah yanlış da anlamadım ki.. Dizi mi lan bu,yanlış anlama olsun diye paylıyorum kendimi,içten içe!..


Şaka gibi! Onca lafı ettikten sonra;oylar,teyzenin bahsettiği o ‘durumu’ yaratanlara!... Halkımızın ‘ezbere tepki mekanizması’ burada da sahnede! Kara mizah olsa gerek bu! Belki diyorum,teyze,döner gelir yanımıza; “…yok yok şaka yaptım,olur mu hiç öyle..” der! Ama yok gelen giden yok!

Kamera büyüsü mü bu! Konuşturmadan evvel,şöyle şöyle diyeceksin mi deniyor acaba dedem/babaannem yaşındaki insanlara! Bu ahlaki değil. Hem niye yapsınlar bu yaştan sonra! Partizanlık edecek yaşı aşmışlar! Bırakın partizan olmayı,sağlıklı nefes bile alamıyorlar! Allah korkusu daha ağır basar olmuş,yapmazlar diyorum,geleneksel bir anlayışa sığınarak. Şurası da var ama;ezberini de bozmuyor benim teyzem! …‘ Bu kadın benim teyzem…’ Gel de duygulanma şimdi,ağlaya ağlaya çatlanacak halimize!...


Duy beni teyze,bu adamlar bizim edebiyatımızı,şiirlerimizi,merhabamızı,kalplerimizi,siyasetimizi ‘doğramaya’ kalktılar! Avrupa kapılarına atmaya kalktılar. Tekme tokat kovdular,çiftçiyi,fındıkçıyı,öğrenciyi,esnafı… Şimdi,nedir bu alaturka duygusallık! Uzun boyuna,sırma saçına,badem bıyığına oy vermek bizleri 50 yıldır,60 yıldır süründürmedi mi.


Devam edelim.

‘Demokrasi demokrasi’ diye feryat edilmeye başlandı ve halk kanmaya başladı işte yeniden! Bir bok var sanılıyor,bu laf edilince! Kardeşim iyi de,demokrasi halka seçim yapma,iktidara da hükümet olma yetkisi verir! İşte o kadar! Hakimiyet,yani bağımsızlık,egemenlik yine halkta kalır. Oy vermek demek,bağımsızlığı da bavuluyla,pılı pırtısıyla hükümete teslim etmek anlamına gelemez!

“Hakimiyet bila kayd ü şart milletindir!”

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” şimdi,bu sözün altında art niyet aramak ne kadar vicdana sığar! Yani hakimiyet 99 yıllığına kiralanabilen bir şey midir! Veya özelleştirmeye açılabilecek bir kamu malı mıdır! Eğer satacak olsalar bir dünya alıcısı çıkardı,ona şüphe yok! Zaten el altından,iş adamlarına,Arap şeyhlerine çaktırmadan teslim edilen araziler,binalar filan büyük bir ‘küçülmenin’ ayak seslerini oluşturuyor. Küçülme dediğim,devletin küçülmesi anlamında. Hani şimdilerde moda,herkesin ağzında bir ‘devlet küçülmeli’ sözü! Devlet küçülmeli derken kastedilen nedir? Buraya daha sonra geliriz.


Şimdi,demokrasi ile hakimiyet kavramlarına göz atmaya devam edelim. Ne demiştik,demokrasi bir iyi niyet gösterisidir. Halkın oluşturduğu fikir akımlarının,halk gücünün önünde değildir! Özellikle bugünün liberal bakış açısıyla düşünüldüğünde,demokrasi kavramı da –daha önce de kullandığım bir tabirle- ‘içi boşaltılmış kavramlar’dan biri halini alma yolunda ilerlemektedir! Oysa demokrasiyi,bizler kenetleyici,kardeşlikleri sımsıkı bir arada tutan,özgür,gülen yüzlü insanlar topluluğuna hoş kokulu bir harç koyan ‘olmazsa olmaz’ bir mekanizma olarak hayal ederiz! Demokrasi bizleri ‘kaosa’ sürükleyecek anlaşmazlıklar ortamı yaratacaksa eğer,bu demokrasiden kıllanmak mecburiyetindeyiz! Bakın Attila İlhan ne kadar güzel tasvir ediyor,iki cümle okuyalım:

“Cumhuriyet,halk hakimiyetinin adıdır;demokrasi,iktidara kimin geleceğini,seçme hakkını,halka vermiştir ama;bu hak,cumhuriyete karşı kullanılamaz…”

Sanki bugünleri taa 1998’de görmüştü. Bugün için söylenebilecek çok hoş bir tespit!


Hadi şimdi tekrar,Üsküdar’a,balıkçılar çarşısındaki teyzeye dönelim. Birkaç şey daha söylemeliyim. ( flashback: -“..oylar akp’ye!..” )

Oyunu ister akp’ye versin,ister Mesut Yılmaz’a,ister Ağar’a,şuna buna… Beni orası gerçekten ilgilendirmiyor! Ben de partizanlık edecek noktayı aştım! Hiç yaklaşmadım belki de o taraflara! Bizde gerçekten zehirlidir bu kıyılar. İçine düştüğün anda zehirlenirsin. Günün popüler partilerine,parti programlarını araştırmaksızın,salt partilerin karizmatik liderlerine aldanarak,parti taraftarı olmak;yalan yanlış politikaları elli yıl öncesinin laflarıyla savunmak çok zehirli bir yılanla aynı yatağa girmekten ‘farksız’ olsa gerek!...


Takım tutmak gibidir bu partizanlık! Fenerbahçeliler,Galatasaraylılar.. Hadi bunlar normal! Ama şuna aklım yatmıyor: Akpliler,Chpliler,Dypliler… Gibi gibiler! Hangi mücadelenin sonucudur bu ‘–liler’! –liler olabilmek için ne yaptılar! Hangi derelerden geçtiler,hangi düşmüşe gülen bir yüz verebildiler! Bu kadar basit mi –liler olmak! Olmamalı!...


Halkımızın ezberini bozmak gerekiyor. Kırk yıl önce duyduğu sazlı sözlü,alt yapısız muhalefet sözleri,bugünü yansıtamıyor! Bugün,halkımızın ezberlediği şarkıları,ezberlediği aşkları,aşk şiirlerini,şunları bunları yeniden ortaya dökelim! Unutmamalıdır halk! On yıl evvelini unutmamalı!.. Bankalarının nasıl bir gecede boşaltıldığını,yüz milyar dolar dolandırıldığını unutmamalı! Eğer unutursa,çürümüş/gömülmüş/mezar taşlarına tükürülmüş kadavra siyasiler yeniden,bu dönemde,milletvekili olur! Mesut yılmaz’lara,onun kadrolarına ve onlar gibilere geçit vermemek gerekir! Halkımız ezberini bozmalı ve gördüğü aksaklıkların sorumlularını çok doğru tespit etmelidir!


Demokratik tek aracı,müeyyide aracı,hesap sorma mekanizması,sessizlerin seslerini duyurduğu hak: oy verme! İşte bu hakkın kullanımında ezber bozulmalıdır! Yoksa,savurduğumuz küfürleri kendimize etmiş oluruz!


Bir hikayeyle devam edelim. Köylük bir yer,Anadolu’da,Karadeniz ile Doğu Anadolu’yu birbirine bağlayan köprü şehirlerden bir tanesi: hane sayısı parmakla saymayı biraz zorlayacak kadar az! Herkesin birbirini tanıdığı,sıklıkla akraba olduğu,Anadolu köylerinden biri. Köyün,delisi olarak görülen;yüzlerce kitap okumuş,felsefeyi,sosyolojiyi,tarihi iliğine kadar okumuş,sindirmiş,fakat o köyden çıkamamış bir ‘köylü bilge’ Habib amca! Habib amcayı herkes deli yerine koyuyor. Kahvede konuşurken,sanki yedi kat yabancı ‘ecnebice’ anlatıyor gibi bakıyorlar! Habib amca,çoğu kez sakin. Başlıca geçim kaynağı çiftçilik. Köye modern tarım araçlarını getirmeye kalkıyor,tarımı modern aletlerle yapmaya halkı teşvik ediyor. Amacı tarımda kalkınmayı sağlayarak,köye modern bir yaşam,daha profesyonel işçilik getirebilmek. Kardeşlerini örgütlüyor,köye sanayi,modernite,kalkınma getirmeye çaba sarf ediyor. Kimse oralı değil! İşçi halka haklarını anlatmaya çalışıyor. Konuşuyor,kızarıyor,bıyıkları,kıvırcık saçları fır fır,gözleri duman duman coşkulu… Sakinliğini kaybediyor bu anlarda,o yüzden adı deliye çıkmış! Allah vergisi bir iç coşkunluğu,göz görmez bir hareket aşkı! Habib amca anlatıyor,anlatıyor… Söz bitiyor,Habib amca kahveyi terk ediyor. Anlaşılamamış olmasının verdiği burukluk,her gün hüzünlü kirpiklerinde…

Aynı masada oturmuş,soğumuş çayından bir yudum alan biri,hararetle dudaklarını ıslatarak,giden Habib amcayı işaret ediyor,tükürür gibi: -“sı.tığımın goministi!...”

Onu destekler başka bir ses,aynı soğuk çaydan bir yudum da o alıyor,belki de küfürü soğuk çaya savurur gibi: “..bunlarda din var mı ki!”. Kahve halkı,ezberlediği küfürleri,vizesiz,pasaportsuz ağzından dilediği gibi geçiriyor! Oysa Habib amca kötü bir şey söylemedi!..

Ertesi gün ramazan,köylü orucunu hiç aksatmıyor;kahveler dolu,konu konuyu açıyor. Habib amca pes etmiyor,bilgelik gözlerinden çıkış noktası arıyor!.. Anlatıyor,aydınlatmaya,aydınlanmaya çabalıyor;biberonunu arayan,annesinin memesini arayan gözleri kapalı acıkmış bebek gibi!..

Köylülerden biri dayanamayıp,aynı masada oturan diğerlerinin de duyacağı türde ses tonuyla;Habib amcaya dönüyor: -“..sen ramazanda her akşam teravih namazına git,sana şu kadar para!...”

Diğerlerinin yüzünde çirkin,zafer kazanmış bir gülümseme beliriyor. ‘..Nasıl olsa bu herif namaz kılmaz,Allah’ın goministi,bari dalgamızı geçeriz..’ gibilerinden düşünüyorlar.


Habib amca biraz şaşkın,bilgeliğinin ışığına güvenerek,tumturaklı bir sonuç alacağını umarak denileni yapmaya koyuluyor. İlk gün teravihi kılıyor,köylüler toplanıp parayı tam edip,Habib amcaya teslim ediyor. İkinci gün yine aynı! Köylü parayı kendi arasında topluyor. Üç..,dört..,beş… derken;Habib amca bütün ramazan boyunca;her akşam aksatmadan,teravih namazına gidiyor. Köylünün parasını da çatır çatır alıyor! Parayla bir bakkala girip,alabildiği kadar un alıyor. Unu köpeklerin yediği ‘yal’ denilen bir yemek haline getirip,bütün köylünün gözü önünde,köpeklere yediriyor!

-“…sizin paranızı yese yese köpekler yer,sizde iman olsa parayla namaz kıldırmazsınız i.nler!...”


Habib amca istediği kadar çırpınsın dursun,halkımıza yapışmış ‘ezberci mekanizma’yı değiştirmek kolay olmadı! Yeri geldi,Habib amcanın kitaplarını yaktılar,onu hor gördüler,anlamadılar!


Ezberi kuvvetli halkımız bugün,mevcut iktidara küfredip,faturasını geçmişe kesmeye devam ediyor! Zehirli,bilinmeyen,panzehiri olmayan bir illet gibi halkımızın yakasına yapışmıştır bu ‘ezberci’ siyaset anlayışı! Öyle ki,çoğu zaman,babanın siyasi görüşü oğula geçiyor. Oğlan,babasının siyasi görüşünü sürdürüyor. Aynı cümlelerle,aynı küfürlerle,aynı haykırmalarla konuşup gidiyorlar!..

Bunun bir nedeni de insanların,duyduklarını daha çabuk ve uzun sürelere yayacak şekilde öğrenmelerinden geçiyor. Duyarak öğrenilen,geleneksel,kalıplaşmış halleriyle insan kafasında derin bir çukur kazan bilgiler/davranışlar/hareketler hiçbir zaman kolay kolay değişmiyor! Yerleştiği yerde derin bir kuyu oluşturan yılların biriktirdiği,sosyal/siyasal bu gibi davranışlar/sözler/tepkiler ‘kanıksandığında’ aksini söylemek imkansızlaşıyor. Soğuk savaş yıllarında,ABD’nin Sovyet Rusya’nın güçlenmesine engel olmak üzere ortaya attığı ‘kızıl tehlike’ halen daha yer yer akıllarda!.. Öyle ki,toplumda hak arayan/karşı/muhalif bir ses duyulduğunda “..n’olcak gominist değil mi!.” gibi etiketlerle karşılaşıyoruz!

Aslında bunu halkımıza da çok görmemek gerekiyor. Çünkü halkımız bir günde bu hallere gelmedi. Bizim ülkemizin istihbaratı,polisi,emniyeti işini gücünü bırakıp yıllar boyu (80’lere kadar) solcu,komünist peşinde koşmuştur!

Bu ezberi halkın beyinlerine sokanlar ise seçimler yaklaşırken,kafalarını saklandıkları çukurlardan çıkarıyorlar!... Bu ezber halka dayatılırken,birileri devamlı zengin olmuştur,olmaya devam etmektedir. Bankalar boşaltılmış,ihaleler elden ele dolanmış,yolsuzluklar,plazalar,lüks,şatafat birbirini kovalamıştır! Daha geçen aylarda,Maliye Bakanı’nın oğlu ne bilim kaç milyon dolara gemi almış;onu başbakanın oğlu takip etmiştir! Çalık Holding’e verilen petrol arama imtiyazı ve bu şirketin başına başbakanın damadının getirilmesi de tesadüf eseri olmamıştır!...

Halkımız,bu olanlar sürüp giderken kandırılıyor! Demokrasi diyerek! Mağdur olduk,hakkımızı kullanamadık diyerek! Hükümet kime ağam kime paşam diyeceğini şaşırmıştır artık. Bir gün ‘demokrasi’ ertesi gün ‘egemenlik milletindir’ gibi söylemlere yetişemiyoruz bile. İşlerine geldiğinde bir çırpıda Gazi’nin sözlerine sarılıyorlar! Muhalefet de ahtapot kollarını iktidara dolayıp,onlar bizim sözlerimizdi diyerek kavgaya başlıyor! Kör dövüşü! Halk seyirci. Kim daha argo,kim daha usturuplu laf sokarsa onu alkışlıyor! Sirk gibi! Seviyesiz,duruşsuz,üslupsuz duruşlar,sözler,davranışlar….

Devam ediyorum,hız kesmeden! Milyonlarca kişinin katıldığı halk mitinglerinde/yürüyüşlerinde,birleşin denildiğinde,bunu üzerine alınan Baykal ve Zeki Sezer,güya bu insanların taleplerine cevap vermiş oluyorlar!.. Ne güzel memleket,ne güzel iktidar,ne hoş muhalefet!... Şimdi soralım: Halkımızın taleplerine cevap vermeksizin,adice ‘birleşiyoruz,bakın istediğinizi yapıyoruz!’ denmesini bu halk yer mi?

Yemez! Milyonlarca kişi “ne ABD ne AB..” diye bağırdı! Oysa CHP,Avrupa Birliği’ni dışlamaya cesaret edemiyor!

Devam!... Yerleşmiş bir başka ezber de bu noktada ayna gibi suratımızın ortasına sırıtıyor! Baykal diyince,CHP diyince,akan sular duruyor sanki! Cumhuriyeti,halkın egemenliğini,halkın muhalefetini sanki onlar yapıyorlarmış gibi algılanıyor! Oysa külliyen yalan! Baykal’ın mevcut iktidarla ayrılabilir bir noktası yoktur! Kokuşmuş,yalan dolan,laf ebeliği politikalarla bir yere gelinemeyeceğini bilmiyorlar! Nasıl olsa,Cumhuriyetçiler bize oy verir,nasıl olsa Aleviler bize oy verir,nasıl olsa yeni yetme üniversiteli gençler bize oy verir diye düşünüyorlar! Oysa halk bu noktada da ezberini bozacaktır artık!..


Kadıköy’de,iskelenin karşısında,ışıklı tabelaların arasında bir köşeye sinmiş III.Mustafa Camii’nin umumi helasına gidiyorum. Lavobada ellerimi yıkarken,uzun boylu,iyi giyimli bir adam;ellerinde bozuk paralar,soruyor kaç para diye. Parayı alan görevli ‘beş yüz bin.’ diyor. Uzun boylu adam gayet sakin,soğukkanlı,parayı uzatıyor,bir yandan da miktara itiraz ediyor: “..insanlar camiye gelmesinler mi yahu!..”.

Baykal ve sürdürdüğü muhalefet bir tarafa,üzerine giydirilmiş cumhuriyetin değerlerini korur imajı,yeni nesli yanlış yollara saptırmasın! Bunlar yüzünden insanlar,cumhuriyeti,Türkiye’yi,Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ilk anda küçük görebiliyorlar! İnsanlar,bugünün CHP’sini görüyorlar ve görüntü çok vahim geliyor! ‘insanlar cumhuriyetini sevmesinler mi yahu!..’ demek geçiyor içimden!.. Bu ezberin de bozulması gerçekten önemli! Hem dinini,hem vatanını,yurdunu sevmek olmuyor mu? Sağcı olmak demek veya solcu olmak demek istemeye istemeye bazı duygulardan/fikirlerden vazgeçmek midir? Sol eğilimli olmak,illa,dinsiz olmak anlamına mı gelir?. Ah bu ezberler! Unutalım artık,unutalım!


Pek ala hem vatanını,hem şanlı tarihini,hem dinini,hem halkını,hem düşmüşünü,hem köylüsünü,hem öğrencisini sevebilir bir insan! Ancak tarihine,dinine,vatanına en adı bilinmeyen eleştirileri de yapabilir! Dogma olarak,tabu gibi bazı şeyleri baş köşeye koymak da yanlış!.. Bugün kartezyen bakış,yani akılcı yaklaşım;kavramları sahipsiz bir çocuğu kucaklar gibi kucaklamamıza engeldir! İyi olan da budur zaten: Akıl süzgecimizi devamlı antrenmanlı tutmak!

Yusuf Gürer

3 yorum:

atakhan mikhael dedi ki...
Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı.
atakhan mikhael dedi ki...

üstadım "izm'ler düşüncelerimizin prangalarıdır" demiş kitabında. bir noktada yusuf'un yazısının özeti. parti tutmak kavramı bizi ekonomik programların ne olduğunu; dış siyasetin veya devlet politikasının ne manaya geldiğini unutturdu. nasıl olsa babam veya o yada şu biliyorlardır diye milyonlarca insan programlarını hiç bilmedikleri partilere oy attılar. belki de küçük yaşta belediyelerin iç yüzünü gördüğümden partilere veya siyasete hep soğuk kaldım. hatta nefret ettim. bana göre kim gelirse gelsin faydadan çok zarar verecek... yazıdaki bazı tanımlamaları sert bulsam da seçim öncesi bizi tanıtan güzel bir yazı...ellerine sağlık...

ELBİSTAN TÜMENİ(Burcu GEROĞLU) dedi ki...

nukhet oruc dosyasi



Selam selam
Nukhet Oruc(karin agopyan)... 8 Temmuz 1985 İzmit doğumlu,Nevzat ve Şaziment kızı .12 Haziran 2005 tarihi itibariyle İzmit ilçe nüfus müdürlüğünde babasının çevresi sayesinde işe başladı.Asi tavırları ve davranışları çevresinde dikkat çekmesine rağmen amirlerince sürekli kollandı.ekim 2007 itibariyle Kürt konseyince kendisine verilen görevle saatçi ali Efendi konağının kültür ve kara para aklama merkezi olarak ele geçirilmesi konusunda çalışmalara başladı.4 Ocak 2008 tarihi itibariyle eşinden boşandı,bir süre sonra vali yardımcısı Mehmet ÖZCAN la beraber yaşamaya başladı.Mehmet ÖZCAN ve Kocaeli valiliğindeki işbirlikçileriyle beraber Kültür Bakanlığı (355 bin dolar Cumhurbaşkanının dahli olduğu söyleniyor ),TÜpraş(200 bin dolar),Kocaeli Belediyesi (85 bin 300 dolar),çeşitli bankalardan kredi(300 bin dolar),kaynağı açıklanamayan güneydoğu orijinli 400 bin dolar,İzmit esnafından kaynağı açıklanmayan 100 bin dolar olmak üzere yaklaşık 1,5 milyon dolar para Mehmet ÖZcan ve Nükhet oruç ikilisince buharlaştırıldı.Şu an ikisine de ulaşılamamktadır.

300+9 yıl ötesinden gelen emirle Nukhet Oruç un bulunup sorgulanması gereklidir.Kendisinini türk basınında ilk defa yayınlanan fotoları asagidadir.Nukhet Oruc un ilgili olduğu oparasyonlar

1. Sanem Joshua ve grubynca İzmit nüfuz müdürlüğü taşınırken arşivleri kaçırıldı.sorumluları 150 yıllık arşivleri özel olarak taşınması gerekirken naylan torbalarda amele stajyer ve memurlara zabıtsız taşıtanlardır
2. Tuncay Güney kocaeli valiliğinde kendisine nasıl portakal yağıyla mesaj yaptırıyor ???
3. Barclays bank ve Kocaeli valiliği :http://cemyaren.blogspot.com/2008/04/ite-size-ete-izleri.html
4. Seçimlerde şaibe: http://hanifgundem.blogspot.com/2009/01/secimlerde-saibe2.html
5. http://hanifgundem.blogspot.com/2008/10/izmit-nfus-mdrlp-hakknda.html
6. alikahya da ki EMP patlaması : http://hanifgundem.blogspot.com/2009/01/vali-gokhan-sozer-e-cevablar.html
7. http://hanifgundem.blogspot.com/2008/12/crypto-minority.html
8. KOCAELİ İL ÖZEL İDAREYE İŞÇİ OLARAK YERLEŞEN SONRA VALİLİĞE MEMUR OLARAK GEWÇİP YAN GELİP YATANLAR KİM ???? NİÇİN MÜDÜRLERİN BUNLARA SÖZÜ GEÇMİYOR ????
9. engin temel cinayeti http://hanifgundem.blogspot.com/2008/12/engin-temel-cinayeti.html
10. http://hanifgundem.blogspot.com/2008/10/ahmet-hakan-in-manitasi-utanmaz-pelin.html
11. http://www.turksolu.org/156/foto/mektup-buyuk.jpg

TESLİM OL NUKHET İNSANLIK İÇİN HANİF KARDEŞLERİNE TESLİM OL !!!

HDCF Genel Başkanı
Doçent doktor Aslı alber


Gönderen ELBİSTAN TÜMENİ(Burcu GEROĞLU) zaman: 07:49