Kurt, it, çakal… Ateş, İsyan, insanlık…
Kasım 14, 2007 (gece)
“ Memleket kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır! ” demiştik, bilmem kaç zaman önce. Yine sıkıntılı gözlerle, yine soğuk metal ellerimizin parmaklarında hareketli kimi jestlerle, yine çay sarısı dişlerimizin arasından tıslaya tıslaya…
Bugün, hangi haldeyiz?
İsyan mı? Yoksa, kurtlar henüz sofrada yer kapma derdindeler mi: canhıraş, tehditvari hırıltılarla; etraflarını ite kaka, gören varmış -saklanayım derdi olmadan- sıkıntısından uzak; hani tabir-i caizdir şimdi, kör gözüne parmak sokarak.
Kurtlar paylaşım derdine düştüler. Salyalarını görmek iş değil, aydın gözü açıkta kalanlar için.
Siyasi dövüş arenasında, yirmi birinci yüzyılda yeniden paylaşımlar ön plana çıkıyor. Toprak hesaplarının, coğrafik temelde ‘paralel’ hesaplarıyla, metrekare cinsinden kimi tabirlerle, Kalaşnikof gölgesindeki haritalar üzerinden yapıldığını görüyoruz. Harita savaşları çoktan başladı. Gerçi, bazıları için paylaşım çoktan başladı da, 1 milyon kişi içinse çoktan bitti bu serüven… (Sahi Irak’ta ölenler 1 milyonu da geçti değil mi? Basın (medya) ekseriyetle, saldırgan ve yayılmacı kuvvetlerin ölü ve yaralılarından bahsediyor: sayı arttıkça gözlerine inanamayarak. Hani tribünlerde bir slogan vardı: “bizler inandık, siz de inanın!” Biz 1 milyona inandık, siz de kendi kayıplarınıza inanın.)
Ne diyorduk; evet, kurtlar henüz sofraya geliyorlar. Peki daha önce sofrada değiller miydi? Evet, buradaydılar.(..ben yemeğimi yiyip sofradan kalktıktan sonra, bir daha sofraya oturunca, annem, iki elini açar, ne mide varmış gibilerinden: ‘yeniden bismillaaah…’ der. Bu beylere ne diyelim: yeniden kan çorbasına, belki de bir kez daha, yüzyıllık tokada bismillah, ha?)
Avrupa’da siyasal birliklerini tamamlayan devletlerle; bunun dışında, öncesinde Ortadoğu üzerinde pazar paylaşımlarını kavga dövüş parselleyen ve dahasını isteyen devletler; geçen yüzyılın başında bizim soframızı işgal etmişlerdi. Doğudan, batıdan, güneyden, kuzeyden… Onlarca acıkmış kurt… Memleket, işte tam da ‘kurtlar sofrası’ olmuş mu, olmamış mı…
İçeride, yaklaşan ‘paylaşım savaşını’ gören bir iktidar, ihtilalci paşalar, kimden tarafa tavır alalım, kime karşı mesafeli olalım’ın hesabını yapıyor… Peki hesaplar daha önceden yapılmamış mı; yapılmış…
Dost Fransa, Cemal Paşa’yı reddediyor. ‘Biz dostuz, sizi de iyi biliriz, lakin savaşa birlikte girmemiz olası değil…’
İngiltere, paşaların; Anadolu’daki vilayetlerdeki karışıklıkları engellemeleri için kendi askerlerinin çağırılmasına ret cevabını veriyor…
Rusya… Zaten Fransa ve İngiltere’nin ret cevaplarının arkasındaki güç… Ret oğlu ret…
( Sebep basit: Fransa ve İngiltere Osmanlı’ya yardım edecek olsa, bu müttefiklikte Rusya’nın İstanbul talebine uygun cevap veremeyecekler. Peki ne yapılacak: önce sırt dönmek ve sonrasında paylaşım…)
Devler su başlarını tutmuşlar; haritalar çizilmiş, pay edenin elinde kalan topraklar belirlenmiş… Sonrasında Umumi Harp…
Kurtlar sofraya üşüşünce, işte bu anda isyana adını veren onlarca cephe ismiyle tanışmıyor muyuz: Çanakkale, Küt-ül Ammare, Doğu, Gazze, Kanal, Batı, Medine… Binlerce vatanperver, binlerce şehit, binlerce belki yüz binlerce dua… İşte isyan hali…
Her cephe başarılı mı, hayır değil.
Siyaseti bir tarafa (hangi cephede askerlerin ne için öldükleri fark etmez) ; günahları kimin boynunda ise de fark etmez; ‘isyan, binlerce askerin bir eli kırık silahında, ucunda güneşe sırıtan süngüsünde gözleriyle pırıl pırıl, hafızamızda canlanıyor. İşte isyan.
Sonuç… Yüz yıllık en büyük tokat… Yayılmacılara, işgalcilere, yüz yılın ilk şamarı gelmiyor mu; bittabi.. Şakırtısı hala kulaklarının tozunda… İsyan hali, Anadolu İhtilali ile sonuçlanıyor.
Az önce dedik ya, ‘yeniden bismillah’ diye oturacaklar şimdi. Şimdi paylaşım zamanı. Birileri aslan payını almak için savaşacak, birileri ise, ötekilerin aldıkları sonuca göre akbabalar gibi kalana razı edilecekler! Daha önce de böyle düşünüldü ya, sonuç: “..geldikleri gibi gittiler!..”
Bu kez neler oluyor. Pus kokan, bakışlarımızı yalayıp geçen, pis bir is kokusunda kurtların çakıl taşı hain gözlerinde ne var! Hangi modern sözcüklerle karşımızdalar. (..ve bu duruma karşılık cevabımız : ‘Hamd olsun, memnunuz’ mu? )
Kurda bakalım, dişlerini saklıyorsa da, bakın görüyor muyuz?
Bir şehit, iki şehit, üç, dört… on dört… yirmi… who is your enemy? Peki yeterli mi, otuz bin vatandaşın katline verilen cevap: onlar bizim de, sizin de, herkesin de düşmanı (enemy)(!)…
İt ite, it kuyruğuna mı buyuruyor ? Düşman elden ele uzaklaştırılıyor. (..iyi de, siz kalkıp da okyanus aşıp ‘kurukafa&kemik’ koleksiyoncusu Bush’tan adres sorarsanız, size ne der: valla ben yapmadım, your enemy is…)
Peki lafı dolandırıp, dallandırıp budaklandırıp, kavak boyu uzatıp da ne demeli: biz biliyoruz ki PKK terör örgütüdür ve düşmanımızdır. (..sofraya itilen çakaldır, büyükleri tarafından.)
Peki onları desteklemekte ısrar edenler nedir? Sakız çiğnerken merdiven çıkmakta mütereddit davranan, işbirliğini ele güne ‘hey Bagis ne iyi görünüyorsun man, zayıflamışsın’ diye ortaya döken; tabir-i ala ile ortaklığı ‘açık eden’ bir kişiden; bu sorunun cevabını nedense alamıyoruz. Ve yine her nedense, cevabı almak için de çaba sarf ediyoruz.
Pek ala, artık ateşin düştüğü yere yakınız. Günler geçiyor ve konuştuklarımız sonbahar esintisi olarak kalmıyor. Bu arada, cayır cayır yandığını bildiğimiz -yaklaştık ya- ve her ne hikmetse, hiç koku almadığımız şey, ne kadar da insanlığımıza benziyor. Öyle değil mi?
Yusuf Gürer
3 yorum:
Yusuf arkadaşımız kendine has uslubuyla gündemdeki konuları değerlendirmiş. Vizelerden kafamızı kaldırmaya fırsat bulamadığımız bugünlerde gündemi yakalamamız güzel oldu imecede.Ellerine sağlık...
iki gündür düşünsel açıdan yoğun ve bi o kadar da yorucu bir seminer-eğitimdeydim. belki ayrıntılarını bir başka yazıda sizlerle paylaşırım ama özet olarak insan hakları ve ilk ve ortaöğretim de insan hakları ihlalleri ile ilgiliydi. olması gerekenler ile olanlar arasında bir mücadele aslında. elimizde ki maddelere göre eğitim sistemimiz çökmüş durumda. bu bi nokta. ikinci nokta ise "şark sorunu" yani osmanlının paylaşımı. bu paylaşım amacı yüzyıllardır farklı bir şekilde ama aynı düşünce ile karşımıza çıkıyor. ve tabiri caiz ise uyanık olmak gerekiyor. sıkıntı ise bu iki konunun birarada yürümesi gereği. ikisinden de vazgeçmek olanaksız. yani insan haklarına saygı ve emperyalizme karşı olmak olguları.belki ders kitaplarımız değişecek, bazı şeyler atılacak ancak bu yazıda yusuf'un da yaptığı gibi bazı şeyleri unutmamak lazım. o bazı şeyler pek tabii emperyal olmaya çalışan herşeydir. bugün abd ise yarın bi başkası. sözün özü insan hakları gibi uluslararası ve çok önemli bir konuyu ertelemeden bu hakları yıkmadan emperyal olayları unutmamalıyız. bizlere maalesef var olan ve ülkemizi bölmeye çalışan olguları hatırlattığın için teşekkürler. kalemine sağlık.
gerek Osmanli donemi olsun gerekse 21. yuzyil olsun.Isterseniz soguk Savas donemini inceleyin.Hic farketmez oyun aynidir.Bazen aktorler arasinda onem sirasi degisir bazen liderler...Degismeyen tek bir sey vardir:O da Dunya ya hakim olma mucadelesinde oynanan buyuk oyun ve bu buyuk oyunda kurban olan bazi kucuk ya da yeterince guclu olmayan devletler ve o devletleri satan liderler(!) ve istah kabartan bu oyunda rolu sadece olek ya da sakat kalmak olan insanlar.Pkk da bu oyun icinde bir oyundur.Rus matruska bebekleri gibidir zaten bu oyun:Oyun icinde oyun.Pkk da bir aractir tabii ki.Onemli olan ABD nin bu bolgedeki zengin petrol kaynaklarini ele gecirmesi bu bolge uzerinden cizilen hatla Hazar dan Suvets Kanali na kadar olan bolgede egemenligi guclendirek falan filan.Bu mucadele biter mi bu oyun biter mi?Iste asil karamsar olunacak nokta burasi:ABD Rusya ve Cin gibi buyuk devletlerin Dunya sahnesinden cekilmesi mumkun olmadigina gore bu oyun da Deccal gelene kadar surup gider.Ister cakal sofrasi deyin ister it sofrasi...Bu oyunda bizim yapabilecegimiz ise Allah tan olenlere rahmet dilemek liderlere ise vicdan dilemektir.
Yorum Gönder